2009’daki Gazze operasyonu Batı Avrupa’daki antisemit olayların tırmanmasına neden oldu. Yahudi Ajansı’nın raporuna göre antisemitizm, İkinci Dünya Savaşından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Raporda yeni antisemitizmin İsrail’i gayrı meşrulaştırma üzerine kurulduğu belirtildi.
Yunus Emre Kocabaşoğlu
“Eskiden [...] yüzde 65 [seçmen] ortanın sağı[ndaydı]. 90′ların ortasında [...] seçmen daha önce görülmedik ölçüde kendini aşırı sağa yerleştirdi. [...] yüzde 10′un altında olan aşırı sağ seçmen eğilimi, 95′te yüzde 20′ye çıktı. Bizim düşünce iklimimiz [...] daha milliyetçi, daha din etrafında kendini tanımlayan muhafazakârlığa döndü. [...] Daha fazla yabancı düşmanı, farklılıklara daha az hoşgörüyle bakan bir seçmen çıktı ortaya. Yahudi düşmanlığı önemli ölçüde arttı.“
-Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu [1]
Yunus Emre Kocabaşoğlu
“Ermeni senaristin, anlaşılır nedenlerle romanın Musevi kahramanlarını Ermeni vatandaşına dönüştürmesi, senaristin kendi tasarrufu olması nedeniyle bizi ilgilendirmemek ile beraber, [filmde] Yahudilerden hiç bahsedilmemiş olmasının yorumunu, senarist hariç herkese bırakıyorum!“
-Şalom gazetesi yazarı Ivo Molinas
İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejimi, ‘arî ırk’tan görmediği her grup ve topluluğa çok büyük bir vahşet uyguladı. Bu gruplar arasında Roma ve Sinti, eşcinseller, bedensel ve zihinsel engelliler, komünistler, savaş esirleri, farklı etnik gruplardan insanlar, Katolik ve Protestan din görevlileri, sendikacılar ve III. Reich’a muhalif olan bütün siyasi görüş savunucuları bulunuyordu. Bu insanlar, etnik temizlik için özel olarak oluşturulmuş toplama kamplarında öldüresiye çalıştırılıp, ‘posaları’ çıkarıldıktan sonra gaz odalarında yok edildiler. Ülke içinde yürütülen soykırımın dışında, örneğin, Afrika kökenli Almanlar kısırlaştırıldı ve Nazilerin hâkimiyeti uğruna yürütülen savaşlarda milyonlarca insan öldürüldü.
Yunus Emre Kocabaşoğlu
“Sinagogda bomba patlamadan iki saniye önce elimdeki kitabımı düşürdüm. Eğilip onu alırken bombanın gürültüsünü duydum. Gürültüden çok beni şoke eden ortaya yayılan kokuydu. Küf kokusu gibi bir şey. Ölüm kokusu sanki. O acayip koku öylesine sardı ki beni, kıpırdamadan duruyordum… Sonra oğlumun bana seslendiğini duydum, [...] boynundan damarları sarkıyordu.“
-Rav İsak Haleva [1]
