Terim medyada ilk kez 1986 yılında Amerika’da, New York’ta beyaz bir grup öğrenci tarafından siyah bir kişiye yönelik gerçekleşen ırkçı saldırının haberlere yansıması sırasında yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Terimin içeriği 1990’ların başından itibaren ise “ırk”[3], din ve inanca yönelik saldırıların dışında, aynı zamanda cinsel yönelim, ulusal köken, engellilik durumu ve toplumsal cinsiyet rollerini de kapsamaya başladı.[4]
Nefret suçları, hukuki bir kavramdan ziyade, bir olguyu ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Bu bağlamda nefret suçları, özel nefret suçları yasası olmayan ülkelerde de gerçekleşmektedir. Bazı ülkelerde nefret suçlarına yönelik özel düzenlemelerin olmaması, vuku bulan nefret suçlarının yetkililer tarafından tespit edilmesinin önünde engel oluşturmaktadır. Bu nedenle de hukuk önünde daha ciddi suçlar olarak ele alınmasını engellediği gibi, bu suçlara karşı etkin bir mücadeleyi de son derece zorlaştırmaktadır.
Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.
Nefret suçları ve nefret söyleminin önlenmesi ve kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi çabalarının kapsamlı, çok boyutlu ve uzun erimli olması gerekiyor. Bu konuda hükümet, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin üzerine düşen görevler olduğu gibi, meselenin toplumsal, kültürel, hukuki ve psikolojik boyutları söz konusu. Aşağıda nefret suçlarının önlenmesinde en etkin olabilecek taraflara yönelik tavsiye niteliğinde önerilerimizi paylaşmak istedik.
Nefret suçları ve nefret söylemi konusunda veri toplamak ve bu bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması, bu tür suçlara karşı bir tepki verilmesi ve önlenmesi çabalarının en önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Sorunla gerektiği şekilde yüzleşilebilmesi için yerel ve ulusal düzeyde yetkililerin ve kamuoyunun sorunun gerçek doğasını, boyutunu ve toplum açısından oluşturduğu tehditleri iyi bilmesi gerekiyor.
